Firâr ve Tefekkür

فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ


“İnkârdan, isyandan, zulümden, cezadan kaçarak Allah’a sığının. Ben, size, O’nun katından gelmiş, sorumluluk, hesap ve cezanın varlığını açıklayan bir uyarıcıyım.” Sure-i Zâriyât, Âyet 50

Fâsık; ibâdetten ve iyilikten kaçar….

– Zâhid; dünyâdan ve günâhlardan kaçar…

– Âlim; cehâletten ve şüpheden kaçar…

– Câhil; ilimden ve hakikatten kaçarZâkir, gafletden ve nisyandan kaçar…

– Gafil; zikrullahtan ve tefekkürden kaçar…

– Ârif; mâsivâdan yani Hakk’tan gayrı ne varsa hepsinden kaçar…

********

  • وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ﴿٤٧﴾
  • وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ﴿٤٨﴾
  • وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿٤٩﴾
  • فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ﴿٥٠﴾
  • وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ﴿٥١﴾

47﴿ Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz. 


﴾48﴿ Yeri de biz döşedik; dolayısıyla güzel de yaptık! 


﴾49﴿ Her şeyden çift çift yarattık, inceden inceye düşünesiniz diye. 


﴾50﴿ (Peygamber şöyle dedi:) “Şu halde Allah’a sığının. Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından apaçık bir uyarıcıyım. 


﴾51﴿ Allah’ın yanında başka tanrı edinmeyin. Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından apaçık bir uyarıcıyım.”

İlgili Ayetlerin kısaca tefsirini verip Tefekkür ve firar münasebetine vurgu yapamak istiyorum:

İlk üç âyette Cenâb-ı Allah’ın sonsuz kudretini gösteren ve her an yakın çevremizde gözlemleyebildiğimiz üç çeşit kanıta değinilmekte, 50-51. âyetlerde de bunlardan çıkarılması gereken sonuç peygamberinin dilinden bir uyarı tarzında ifade edilmektedir: Başka kaçacak, sığınılacak yer yoktur, yalnız Allah’a sığınmak, O’nun gösterdiği yolda yürümek gerekir; O’nun yanında başka tanrılar uydurmak akıl ve iz‘an sahibi varlıklara yaraşmaz.
 47. âyette geçen eyd kelimesinin “kuvvet, kudret” veya “eller” mânalarına göre değişik yorumlar yapılmıştır; bu yorumlar, göğün muhteşem yapısı ve düzeninin yüce Allah’ın kudretine bağlı olduğunu ifade etme noktasında birleşir (Râzî, XXVIII, 226). “Şüphesiz biz genişletmekteyiz” diye çevrilen cümle için yapılan başlıca yorumlar şunlardır: a) Biz vüs’at yani genişlik ve kudret sahibiyiz; semadaki bu ihtişamı sağlamakla kudretimizden bir şey eksildiği sanılmamalıdır, dilesek daha da genişletiriz. Bakara sûresinin 255 ve Kaf sûresinin 38. âyetlerindeki içerik ve üslûp bu mânayı çağrıştırmaktadır. b) Hiçbir şeye muhtaç olmadığımız gibi nimetleri bol bol ihsan eden de biziz; sıkıntıları giderir, darda kalanlara genişlik veririz (Şevkânî, V, 105; Elmalılı, VI, 4542-4543). c) Evreni genişletmekteyiz. Bu yorum daha çok, uzay cisimlerinin birbirinden uzaklaştığı ve aralarındaki mesafenin gitgide arttığı yönündeki bilimsel tesbitten hareketle ortaya konan “genişleme teorisi” ışığında yapılmıştır (bk. Celal Kırca, s. 62-63; eski dönemlerin âlimlerinden bu yorumu destekleyen bazı açıklamalar için bk. Celâl Yeniçeri, s. 110-115). Gök kelimesinin Kur’an’daki kullanımları dikkate alınarak genişletilen şey, bu ve benzeri bağlamlarda “evren” (Esed, III, 1070-1071), “dünyanın dışındaki bütün kâinat” (Celal Kırca, s. 62) anlamlarında yorumlanabilmektedir. Râzî göğün binaya ve yerin döşeğe benzetilmesini, göğün ana yapısında değişme olmamasına, yerin ise genişleme-daralma, denizlerinin karaya dönüşmesi gibi değişkenliklere açık olmasına bağlar (XXVIII, 225-226; göklerin ve yerin yaratılması hakkında bk. Bakara 2/22, 29).
 Müfessirler “her şeyden çift çift yaratma”nın anlamını açıklarken daha çok “gece-gündüz, erkek-dişi, yer-gök, insan-cin, iman-küfür, ay-güneş” gibi karşıtlık örnekleri üzerinde durmuşlardır. Taberî bunu “Cenâb-ı Allah’ın her yarattığının yanı sıra amaç ve işlevi itibariyle ondan farklı bir ikincisini yaratması” şeklinde anlamanın uygun olacağı kanaatindedir. Yine Taberî’nin izahına göre burada esas amaç Allah’ın yaratma sıfatına dikkat çekmektir. O’nun yaratmasını –meselâ ateşin yakma özelliği gibi– tek sonuçlu olarak algılamamak gerekir, O dilediği her şeyi dilediği biçimde yaratma gücüne sahiptir (XXVII, 8-9). Elmalılı, bu konudaki görüşleri özetledikten sonra, Beyzâvî’nin “her cinsten iki nevi bulunduğu” tarzındaki yorumunu öncekileri de içine alması itibariyle daha kapsamlı bulur. Bununla birlikte o, âyetteki “her şey” ifadesinin sadece cinsleri değil fertleri de kapsadığını dikkate alarak, burada dış âlemdekiler ile onların zihindeki formlarının uyumlu eşleşmesiyle tecelli eden idrak olayına da işaret bulunduğu yorumunu yapar; herhangi bir şey hakkında meydana gelen şuur hâdisesinde bu ikiliğin kaçınılmaz olduğunu, bu ikilik içinde birleştirilmeden hiçbir şeyin tasdik edilemeyeceğini, tefekkür ve tezekkürde bulunulamayacağını, âyetin sonunda yer alan “ki inceden inceye düşünesiniz” ifadesinin de bunu desteklediğini belirtir (bk. VI, 4543-4544; ayrıca bk. Yâsîn 36/36). 
49. âyetin son cümlesi hem bu âyette hem de önceki iki âyette belirtilenler üzerinde düşünülmesini kapsadığından (Zemahşerî, IV, 31), sırf bulunduğu âyete bağlı düşünülmemesi için meâlinde bu cümleyi “İnceden inceye düşünesiniz diye!” şeklinde sona aldık.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 133-135

*****

Rabbimizin içimizdeki ve dış alemdeki tefekkür dolu hikmetini tefekkür edip her yönüyle Yüce MEVLA’ya kaçış yani O’na Celle Celâlühü firar…

Hz.Ömer (r.a.) buyurdu: “Allah’ı zikre devam edin. Zîra o şifâdır, insanlardan dilinizi çekin. Zirâ o hastalıktır.” (İmâm Gazâlî/ İhyâu Ulûmi’d-Din)

**********

Dervişe; İbadet nedir? diye sordular…

Derviş dedi ki;

İbadet: “Allah’ın Cc Razı olduğu şeyi yapmaktır…”

Peki ya Kulluk nedir? diye sordular bu kez

Derviş içini çekerek şöyle cevap verdi: “Allah’ın Cc yaptığı şeye Râzı olmaktır…”

Bu yazıları yazmak; kalem 🖊 cızırtılarını harekete geçirmek sadece… Hayata tatbik etmek er kişinin Yolu… Ama okuyanlardan her birisi birbirimize hakiki tefekkür ve Rabbimize dönüş yani firâr’a vesile olması temennisiyle dua ederse işte o zaman tabiri caizse turnayı gözünden vurmuşuz demektir….

Dualar müşterek ola

M. Fatih GEZER

Sacrifice Feast ( Eid al-Adha )

The purpose of sacrifice in Eid al-Adha is not about shedding of blood just to satisfy Allah. It is about sacrificing something devotees love the most to show their devotion to Allah. It is also obligatory to share the meat of the sacrificed animal in three equivalent parts – for family, for relatives and friends, and for poor people. The celebration has a clear message of devotion, kindness and equality. It is said that the meat will not reach to Allah, nor will the blood, but what reaches him is the devotion of devotees.

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَسَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ

* It is not their meat nor their blood, that reaches Allah. it is your piety that reaches Him: He has thus made them subject to you, that ye may glorify Allah for His guidance to you and proclaim the good news to all who do right .* ( Hac 37 from Quran )

Many people buy new clothes and prepare some meals during the Sacrifice Feast Eve in Turkey. Many people also tidy their houses and make preparations for guests who may wish to stay overnight during the four-day Sacrifice Feast that follows the Sacrifice Feast Eve. The head of each household may choose a sacrificial animal (usually a goat, sheep or cow) for the Sacrifice Feast on the eve of the festival. People who wish to visit relatives in other cities may travel on this day.

Before 2106 We have visited so many cities to share sacrificial meat with poor people in Turkey 🇹🇷 even in Africa and all over the world 🌎 by the way Kimse Yok mu helping organization.

Sharing was very nice 👍

In this year we can’t visit our families and friends to organize social and helping activities but we pray GOD by offering our sacrificial meat like this:

فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفًا يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟

So he escaped from thence, fearing, vigilant. He said: My Lord ! Deliver me from the wrongdoing folk. ( Kassas 21 from Quran )

Kıssalardan Hisseler-1

Dostlarıma gördüğüm dokunaklı kıssaları derlemeye çalışıyorum; istifadeye açık olması temennisiyle…

SUUDİ ARABİSTAN’DA OTURAN BİR YEMEN’LİNİN ANLATTIĞI OLAY

Kefilim beni aldı, malının zekatını dağıtmak için fakir köylerin bulunduğu güney hattına götürdü.
Dağıtılacak zekat parası zarfların içine konulmuştu. Ve her bir zarfta 5000 riyal vardı.
Köyün birinden çıkıp Cidde – Cezan hattına doğru giderken yolda yaşlı ama dinç ve sağlığı yerinde, 70 – 75 yaşlarında bir adamın yürüdüğünü gördük.

Arkadaşım:

  • Bu adam bu vakitte bu çölde ne yapıyor? dedi.
    Şöför:
  • Kesinlikle Yemenli bir kaçaktır. dedi.
    Durduk ve adama selam verdik.
  • Neredensin?
  • Yemen’den..
  • Nereye gidiyorsun?
  • Kabe’yi özledim!..
  • Ziyaret için iznin var mı?
  • Yok vallahi, izin almadım.
  • Niçin izin almadın?
  • 2000 riyal ödemem gerekiyor;
    bende ise sadece 200 riyal var. 100 riyal araba parası versem geri 100 riyalim kalıyor.

Arkadaşım:

  • Tamam amca. Ne kadardır yürüyorsun? dedi.
  • 6 gündür. dedi.
  • Yemek yedin mi?
  • Hayır, oruçluyum.

Arkadaşım:

  • Buraya kadar en az 5 polis kontrol noktası geçtin.
    Oralardan nasıl geçtin? dedi..
  • Vallahi ben onların yanından geçerken hiç kimse bana bir şey sormadı.
    Ben, çalışmak için mi geldin? diye sordum.
  • Hayır. Vallahi Kabe’yi özledim. Umre yapmak için Mekke’ye gidiyorum.
    Arkadaşım:
  • Bu yolda yürürken polis devriyeleri seni iyi yakalamadın?
  • Yarım saat önce yaklaşık 50 km geride bir devriye beni tuttu ve buraya 1km uzaktaki şubeye götürdü. Bana nereye gittiğimi sordular. Onlara Kabe’ye gitmek istediğime yemin ettim ve beni bıraktılar.
    Dedim ki kendi kendime ‘Subhanellah, Rabbim seni bu yere bir an önce ulaştırmak ve işini kolaylaştırmak için güvenlik görevlilerini gönderdi.’

Arkadaşım kalktı ve ona iki zarf verdi.

  • Al; bu zekat parası..
    Adam zarfları aldı ve:
  • Allah razı olsun. dedi.
    Tabi adam içinde ne kadar olduğunu bilmiyordu.
  • Suudi parasını tanıyor musun? dedim.
  • Evet
  • İyi, zarfları aç ve parayı kemerine koy kaybolmasın..
    Zarfları açtı ve içinde 10000 riyal olduğunu görünce:
  • Bunun hepsi benim mi!? diye sordu.
  • Evet senin dedik.
    Adam bayılarak arabanın üzerine düştü. Arabadan indik ve adama su serptik. Kendine gelince bağırarak:
  • Bunun hepsi benim mi? bunun hepsi benim mi? diyordu.
    Oturdu ve çok derinden ağlamaya başladı. Arkadaşım onu biraz ileri götürelim dedi.
    Bizimle arabaya bindi ve biraz dinlendikten sonra; niye bu kadar ağladığını sordum:
  • Benim Yemen’de bir evim var. Evimin yanında da bir parça arazim vardı. Orayı Allah rızası için hibe ettim. Ben ve ailem orada taş ve çamurdan bir cami inşa ettik.
    İnşaatı bitti ancak içini donatacak bir kaç basit eşyaların alınması kalmıştı. Düşünüp duruyordum bu caminin tefrişatını nasıl yapacağım diye…
    Hepimiz ağladık..

Peygamber (S.A.V.)’in sözü aklıma geldi.
” Kimin derdi ahiret olursa dünya ayağına gelir”
Ve yine bir Hadis-i şerifte: ” Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar, artık dünya boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah iki gözünün arasına fakirliği koyar, işlerini darmadağınık eder.
Neticede dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez.” (Tirmizî, Kıyâmet, 31)

Bu sırada arkadaşıma ona biraz daha vermesi için işaret ettim. Arkadaşım ona iki zarf daha verdi ve miktar 20000 riyal oldu.
Adam arabadan inmeden önce kekeleyerek dua ediyor ve ağlıyordu.
Ve yine sevgili Peygamber Efendimizin (sav) sözü aklıma geldi:
” Siz gerçekten hakkıyla Allah’a (Cc) tevekkül edebilseydiniz. Allah, sabah aç gidip akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.” Riyazü’s-Salihin

Allah (Cc) yâr …
Allah (Cc) yâr ve yardımcımız olsun

Gerisi teferruat…

Ah! Alperen Yiğit…

Yiğitliğin kitabı kalemle değil; bizzat yaşayarak yazılır… Gönüllerin Reisi Şehit Lider Muhsin YAZICIOĞLU ile ilgili bir hatıra anlatılır… Doğru mudur araştırmam lazım… Fakat bu hatıranın ötesindeki yiğitliğini başka yazımda kaleme almıştım. Rabbim bizi, bize kutsal mirası ve emaneti emin bir şekilde bırakan yiğit ecdadımıza hayırlı evlat eylesin ( Amin ) niyazıyla hatıraya geçmek istiyorum.

Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu, getirdikleri genç bir mahkumu bıraktılar ve gittiler. Yeni gelen genç içeridekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona hoş geldin, geçmiş olsun dediler. İçlerinden en yaşlı ve olgun olanı gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi. Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı.

Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşmadı. Daha sonra yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı. Yaşlı adam gencin namazını bitirmesini bekliyordu, onunla enine boyuna tanışmak istiyordu. Fakat genç ikindi namazını bitirdiği halde daha namaz kılmaya devam ediyordu, sonunda bitirdi ve yerine geçip oturdu. Yaşlı adam biraz daha yanına yaklaştı.
-Nedir o fazladan kıldığın namaz? Biliyorsun ikindi namazından sonra kılınan nafile bir namaz yoktur? Delikanlı bir müddet cevap vermedi, daha sonra sakin bir sesle:
-Kaza namazı dedi.

-Ne zaman kazaya bırakmıştın? dedi yaşlı adam.

-Gözaltındayken, dedi. Çok yavaş bir şekilde söyledi bunu, daha sonra da gözleri uzaklara dalıp gitti. Yaşlı adam onu konuşturarak ve bir şeyleri hatırlatarak üzmek istemiyordu. Fakat yine de kendine hakim olamadı.

-Ne kadar tuttular göz altında?

-Yirmi dokuz gün.

-Allah Allah, yirmi dokuz gün öyle mi?

-Evet, yirmi dokuz gün. O yirmi dokuz günlük namazımı kaza edeceğim.

-Kılamamışsındır, kıldırmamışlardır herhalde? Delikanlı bir müddet sustu ve sonra yaşlı adama döndü:

-Aslında namazlarımı kıldım, bir tek vaktimi bile kaçırmadım fakat…

-Fakat ne?

-Fakat namazın şartlarını yerine getiremedim, hep eksikti. Çoğu zaman abdest alamadım, teyemmüm ettim.

-Olsun, teyemmümle olsun, kabul değil mi?

-Fakat toprak bulamadım teyemmüm edecek, bazen beton duvara, bazen de demir kapıya ellerimi sürerek teyemmüm ettim, kabul olur mu?

-Ne demek kabul olmaz, elbette olur.

-Kıbleyi de bilmiyordum, rica ettim söylemediler. Hem bu arada namazın diğer rükünlerini de yerine getiremiyordum, askıdaydım, hem ellerim hem ayaklarım bağlıydı, çoğu zaman zorla rükuya gidebiliyordum, hele hiç secde yapamıyordum.

-Olsun, olsun yine de kabuldür senin kıldığın bu namaz, dedi yaşlı adam. Fakat ses tonu gittikçe değişiyor, ağlamaklı bir hal alıyordu.
-Sen öyle hep kabul kabul diyorsun ama… dedi ve bir müddet sustu genç adam. Daha sonra değişik bir ses tonuyla devam etti.

-Biliyor musun, gözaltında bulunduğum o yirmi dokuz günün on beş günü anadan üryandım, çırılçıplaktım, soymuşlardı beni. Yalvarıyordum onlara, ne olur Allah için bir tek külotumu bana verin, hiç olmazsa namaz kılacağım vakit verin diyordum, fakat vermiyorlardı. İşte o şekilde kıldım namazlarımı. Mümkün olduğu kadar toparlanıp avret yerlerimi örtmeye çalışıyordum. Fakat bazen onu da yapamıyordum, bu şekilde namaz kılıyordum…

Ortalığı epeyce bir müddet sessizlik kaplamıştı, delikanlı yaşlı adamdan cevap bekliyordu, bu namazları kaza etmesi gerekmiyor muydu? Yaşlı adam kafasını kaldırdığında gözyaşlarının baştan sona yüzünü ıslattığını gördü, ağlıyordu, ağlıyordu. Sonra birden doğruldu ve delikanlının omuzlarından kuvvetlice tuttu ve kendine çekti:

-Bana bak delikanlı! Anlıyor musun, o namazları asla kaza etmeyeceksin. O namazları alıp Allah’ın huzuruna varacaksın. “ Allah’ım, sana bunları getirdim.” diyeceksin. Biliyor musun, belki hayatında kıldığın en önemli namazlar, senin bu namazların olacak.

Yaşlı adam sordu adın ne nerelisin ne iş yaparsın,Suçun ne Delikanlı ?

Adım Muhsin yazıcıoğlu
Suçum Ülkücü olmak….Ruhun Şad Mekanın cennet olsun

Doğal Şifa Tavsiyeleri

Herşeyi ile yapay hayattan uzak olmak için acizane dostların tavsiyesi

Ali İhsan TOLA abinin kitabında yazan bazı tavsiyelerinden derleme:

🔥Düzenli olarak elma yiyin,
🔥Yediğiniz zeytinlerin çekirdeklerini korkmadan yutun,
🔥Çörek otu yağı için ve saçınıza, cildinize, yüzünüze sürün (ki çörek otu ölümden başka her derdin devasıdır. Kalp, tansiyon, şekerden tutun da saç zayıflamasına, dökülmesine ve kırlaşmasına kadar hemen her şeye muazzam bir tesiri vardır), içemezseniz çörek otu yağının kapsül şeklinde olanını alın ve kolayca sabah akşam yemeklerden önce ikişer adet yutun,
🔥Kuş başı kıyılarak hakiki zeytin yağında birkaç gün bekletilmiş kuru incir yiyin,
🔥Sabahları kahvaltıdan önce besmele ile 21 kuru üzüm yiyin (zihniniz açılır, hafızanız uçuşa geçer),
🔥Türk kahvesi ile aranız yoksa arayı bulun (ki kahve de muazzam bir zihin açıcıdır. Sabahları kahvaltıdan bir saat kadar sonra Türk kahvesi için…
🔥Sallama çayları, plastik bardak ve şişeleri, damacana suları terk edin. Normal çay demlemeden önce çayı bir süzgeç yardımı ile bolca soğuk su ile yıkayın. Sadece şunlara dikkat ederek bile kanser olma riskini yüksek oranda azaltacaksınız.)
🔥Ayçiçek yağlarını terk edin, gerekirse başka yerlerden kısın ve paranızı zeytin yağına verin. Damak tadıniza farklı gelirse direnin, bir süre zorlanacaksınız ve birkaç ay sonra alışacak ve hiçbir zorluk çekmeyeceksiniz.
🔥Kaçınmadan, çekinmeden, imkanınız nispetinde bol bol tereyağı, yumurta ve süt tüketin. (Marketlerde artık ekonomik fiyatlara günlük sütler bulunabiliyor. Süt gibi görünen uzun raf ömrü olan karışımları almayın, içmeyin, kullanmayın)
🔥Zeytin yağını da çörek otu yağı gibi için, sürün, bol bol kullanın. (İki yağ hakkında da hadisler var ve artık bunları modern tıp bile ispat etti. Avrupalılar bile bunlara kıymet verip tüketmeye çalışıyorlar.)
🔴🔴İlaç Sektörü’nün soygunundan kurtulun. Bir yeri düzeltmeye kalkıp başaramazken, onlarca yeri de bozan ilaç görünümlü zehirlerden kurtulun🔴🔴
🔥Bir ilaç bir insana yıllarca reçete edilir mi?
🔥Sizin eksiğiniz, gıdalardan yeterli değerleri alamamanız. Hayatınızda lif yok, yeterli vitamin, protein ve mineraller yok. Bunları almaya çalıştığınız sebze ve meyvelerde can yok. Adeta çöp yiyoruz. İhtiyacınız olduğu halde eksik kalan bu şeylerin vücudunuza girmesini sağlarsanız, vücutlarımız zaten hastalıklarla savaşacak şekilde yaratılmış ve siz ne olduğunu bile anlamadan vücudunuz gereğini yapar, hastalıklarla savaşır.
🔥İşte bu zamanda kuru incir tarifini, çörek otu yağını, zeytin yağını aklı başında her müslüman kullanır. Maddi imkanı olanlar bunların yanına hakiki bal da katar.
🔥Şifa niyetine kullandığınız ürünlerden beklenen faydayı görmediyseniz, hakiki diye sahtesini, doğal diye katkı maddeli ve ilaçlı olanını, taze diye bayat olanını aldınız demektir.
🔥Şu tarif edilenlere riayet eden birisinin sağlıklı olmaması, sağlığı bozulmuş olsa da tedavi olamaması başka türlü mümkün değildir.
🔥Çörek otu yağı tamamen doğal yetiştirilmiş ve mutlaka soğuk sıkım olmalıdır.
Not: Allahü Teala, Kur’an-ı Kerim’de Tin suresinde incirin ve zeytinin üzerine yemin etmiştir. Muhakkak ki Allah ü Tealanın, üzerine yemin ettiği şeylerde çok hikmetler vardır.
📦📦ALİ İHSAN TOLA ABİDEN ŞİFALAR
🔴KAFA OTU ( Kafa süpürgesi- Karabaş otu ) Günde 3 su bardağı içilmesi halinde kılcal damarları açacağı ve damar tıkanıklarını giderdiği ve içinde bağımlılık yapan hiçbir maddenin bulunmadığı yazılıdır. Bu otun, ayrıca beyin tümörlerini yok etmede de etkili olduğu tespit edilmişdir.
🔸Karabaş otunun ismini ibni sina tıpta kafa süpürgesi olarak koymuş. Sebebi ise, Birçok baş ağrısına sebep olan beyindeki tıkalı kılcal damarları açarak ağrıyı kesip rahatlattığı için bu ismi vermiş dedi. Diyen Ali ihsan abi 1984 de mahkemede söylüyor.
🔸Karabaş otunun yapraklarını kurutup pipoya koydurur, sigara içmek isteyenlere içirir, ” Bunun dumanıyla da tedavi olunur ” derdi. Meğer o sigaraya nefret kazandırırmış.
🔸Karabaş otundan, günde 3 su bardağı içildiği takdirde kılcal damarları bile açıcı özelliğinden ve vücüttaki ifrazatı temizlediğini ifade eder…

Kitabın PDF formatı ve matbu hali mevcuttur… İstifade etmenizi tavsiye

Kitabın 73. Sayfasından kısa bir hatıra:

Selçuk’ta bulunduğu sırada bir gün hemşehrisi emekli Astsubay Arif Topçu yanına uğradığını söyler ve şöyle anlatır:
“İzmir’e Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ziyarete gidiyordum. Rahmetli Ali İhsan Tola Ağabey Selçuk’taki bahçesinde bulunuyordu. Kendisini ziyaret için yanına vardım. Hoşbeşten sonra, ‘Eline bir tepsi al da gel, seninle ot toplayalım’ dedi. Yirmi bir çeşit ot topladı. Sirke ve zeytinyağı da katarak bir salata yaptı. Yufkayla başına geçip bir güzel karnımızı doyurduk. Başka bir şey yoktu. Aman Allah’ım, hâlâ onun tadı damağımdadır. Ayrılırken, ‘Fethullah Hoca’ya ve Mustafa Birlik kardeşime de çok selam söyle’ dedi.”